|
Sayın Konuklarımız;
Bu akşamki konserimizin iki özelliği var (*). Bir tanesi altmış yılı aşan yayın
hayatında Atatürk ilkelerinin savunucusu, Atatürk devrimlerinin yapıcısı olan "Cumhuriyet" gazetemizin
gene Atatürk devrimlerinin en önemli konularından biri olan müzik atılımını perçinlemek ve yön vermek
üzere bundan ellibeş yıl önce açmış olduğu bir yarışmada -ki Türkiye'de devlet dahi yarışma
açmaz iken Cumhuriyet gazetemize nasip olmuştur- birinciliği kazanan değerli bestecimiz Faik Canselen'in yapıtının
ilk orkestra seslendirmesini yapmaktır. Çok sayıda Türk yapıtının ilk seslendirmesini yapan "İzmir
Devlet Senfoni Orkestra"mız, bunlara bu yapıtı da katmakla ayrıca kıvanç duymaktadır.
İkinci özelliğimiz de, bu konserimizin büyük müziksever ve "Atatürk Müzik Devrimi"nin yorulmaz takipçisi olan
ve O'nu geliştiren "İsmet İnönü"nün saygın adına adanmış olmasıdır. Bilirsiniz;
hobiler biraz derinleştikçe tutku haline gelir. Rahmetli İsmet Paşa'nın da iki hobisi -iki tutkusu- vardı.
Birisi spor dalında, ötekisi de sanat dalında... Ben bu iki tutkunun görgü şahidi olarak bir kaç hususu sizlere
iletmek istiyorum:
"Harp Okulu" öğrencisi iken, haftanın birçok gününde hasretle İsmet Paşa'nın yolunu gözlerdik.
O, atla Çankaya'dan çıkar, Dikmen sırtlarını dolaşır ve mutlaka "Harp Okulu"na uğrar, biz
öğrencilerle konuşur, dertlerimizi dinler, bize moral verir ve ayrılırdı.
Sonra, konservatuvar öğrencisi olduğum vakitler ikinci tutkusuna da yakından tanık oldum: Müzik tutkusu...
Mütevazi bir aile çocuğu ve bir asker olan İsmet Paşa hayatında hiç klasik müzik, çoksesli müzik dinlememişti
ama, savaşta ele geçirdiği bir gramofonda külüstür taş plaklardan çoksesli müziği tanımıştı.
Keşfettiği yepyeni bir dünya idi ve O, bu dünyayı kendi içinde hep devam ettirmişti. "Ankara Devlet Konservatuvarı"nın
küçücük salonunda yapılan haftalık konserlere -eğer önemli bir devlet işi olmazsa- mutlaka gelirdi. Yalnız
kendisi gelmekle yetinmez, devlet adamlarını ve bakanlar kurulunu özellikle mutlaka ister ve adeta yoklama yapardı;
falan bakan geldi mi, filan bakan geldi mi? diye... Ve bakanlar ister sevsinler, ister sevmesinler koyu elbiseler içinde O'nu
beklerlerdi. İşin asıl önemli yönü, konserlerden sonra İnönü müdür odasında sanatçıları
kabul eder, öğrencilerle teker teker meşgul olur, yetişmiş öğrencileri tanır ve onların
konserlerine de gelir, tel meselesinden yay meselesine kadar eksiklerimizle ilgilenir, tamamlanmasını ister, sağlar,
emrederdi.
İsmet Paşa'nın Beethoven'in "Dokuzuncu Senfonisi"nin icrasında ve ayrıca ilk operanın açılışındaki
davranışlarını da asla unutamam. Tabii tarihe geçmiş bu olayları özetlemeye bile olanak yoktur.
Ama, bütün dünya müzik tarihine geçecek bir olayı daha var İsmet Paşa'nın: Elli yaşından sonra
viyolonsele başlaması... Hani "kırkından sonra saz çalınmaz" diye bir söz vardır, O da biliyordu
elli yaşından sonra sertleşmiş parmaklarıyla viyolonsele egemen olamayacağını... Ancak,
tıpkı ikibin yıl önce "Sokrates"in yaptığı gibi şunu öğrenmek istemişti: "İster
kendi tarafından fizyolojik olsun, isterse çalgı tarafından fiziksel olsun, müzik sesi nasıl çıkar?"
Sokrates te çok ileri yaşlarında müziğe başlamıştı, O da biliyordu lir çalmakta büyük bir
seviye elde edemeyeceğini... Bir vakitler çok iyi bir viyolonsel hocamız vardı: David Zirkin... Zirkin, Türkiye'de
viyolonsel ekolünün temelini atan insandır. İşte, Zirkin her hafta gider ve İsmet İnönü'ye ders verirdi.
İsmet Paşa da gündelik egzersizlerine o kadar devlet işinin arasında devam ederdi.
Böyle saygın bir kişi olan Sayın İnönü -ki müzik varlığımızın bugüne gelmesinde,
bugüne yetişmesinde çok büyük etkisi olmuştur- adına da bir konser vermekten orkestramız olarak duyduğumuz
kıvancı sizlere arzetmekten büyük onur duyuyorum.
Saygılarımla...
_______________________________________________________________________
(*) Dinleti izlencesi "Faik Canselen"in "Köy Düğünü" isimli yaratısıyla başladı ve "Andrea Shestakova"nın
solist olduğu "Wolfgang Amadeus Mozart"ın KV 216 sırasayılı, büyük so'dan 3 numaralı keman konçertosuyla
devam etti. Dinleti aradan sonra seslendirilen "Felix Bartholdy Mendelssohn"un Op. 56 sırasayılı küçük la'dan
3 numaralı "İskoç Sinfonisi" ile bitti.
__________________________________________________________________________
__________________________________________________________________________
Bu yazı Haziran-Temmuz 1990 tarihli "Mavi Derinlik Ortak Kitap"ın 8. Sayısında yayınlanmıştır.
(Yıl: 2, Sayı: 4)
__________________________________________________________________________
"Mavi Derinlik Ortak Kitap" rahmetli Orhan Doğantuğ ağabeyimizin
yoğun emekleri ile yayınlanmakta idi.
O'nun çabalarını burada derin bir saygı ile anmayı bir borç biliyorum.
Sayın Orhan Doğantuğ iyi niyeti, çalışkanlığı ve sevgisi ile
hepimize örnek olmaya devam ediyor.
Ne mutlu O'nun gibi olabilenlere, O'nun gibi olmaya çalışanlara...
__________________________________________________________________________
Çukurova Müzik Dostlari Dernegi
Çoksesli Çagdas Türk Sanat Müziginin Gelecegi ve Seslendirme Kurumlarinin Islevleri
Degisik Bir Müzik Senliginin Ardindan
Tugrul Gögüs'ün Keman Metodlari
Adana Polifonik Korolar Dernegi
Özlü ve Güzel Sözler
_________________
Tuğrul Göğüş _________________
_______________________________________________
Tuğrul Göğüş ile elektronik posta yolu ile bağlantı kurmak isteyenler
aşağıdaki adresten yararlanabilirler. Saygılarımla..
mtgogus@mayanet.com.tr
|